İnsanoğlunun en büyük icadı ne tekerlektir ne de yapay zekâ. Bizim en kusursuz, en tıkır tıkır çalışan icadımız; henüz başımıza gelmemiş felaketleri, yarın sabah kapımızı çalacakmış gibi kurgulama yeteneğimizdir.
Her şey yolunda giderken, kahvenizden bir yudum almışken o tanıdık ses fısıldar zihninize: "Ya her şey bir anda altüst olursa?"
İşte o an, kendi zihnimizin senaristi, yönetmeni ve ne yazık ki kurbanı oluruz. Olmamış bir krizi, yaşanmamış bir ayrılığı, henüz batmamış bir şirketi o kadar gerçekçi kurgularız ki; kalbimiz hızla çarpmaya başlar, avuçlarımız terler. Henüz doğmamış bir acının yasını tutarken buluruz kendimizi. Dünyanın en gelişmiş simülasyon cihazı, insan beyninin kaygı üreten o karanlık odasının yanında çocuk oyuncağı kalır.
Kaygının "Kurgu Odası" Nasıl Çalışır?
Bu zihinsel sinemada seanslar hiç bitmez. Genellikle şu üç aşamalı senaryoyla çalışırız:
-
"Ya ... Olursa?" Kıvılcımı: Basit, sıradan bir ihtimal seçilir. (Örn: "Ya yarınki toplantıda sunumu unutursam?")
-
Felaket Kartopu: O küçük ihtimal, üzerine eklenen korkularla çığa dönüşür. ("Sunumu unuturum, patron kızar, işten atılırım, kirayı ödeyemem...")
-
Gelecekte Yaşama Hatası: Henüz gerçekleşmemiş o "en kötü senaryo", bugünün gerçeği haline gelir. Biz bugünü yaşamayı bırakıp, o hayali enkazın altında kurtarılmayı bekleriz.
Gerçek şu ki: Hayat, bizim zihnimizde kurduğumuz o karanlık senaryolar kadar kusursuz bir kötü kalpli değildir. Çoğu zaman başımıza gelen en büyük dertler, çarşamba gecesi yatakta düşünüp uykumuzu kaçırdıklarımız değil; perşembe öğleden sonra hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkanlardır.
Şimdiki Zamanı Feda Etmek
Bu kurgu merakımızın bize maliyeti sandığımızdan çok daha ağır. Geleceğin olası canavarlarıyla savaşırken, elimizdeki tek gerçek sermayeyi, yani "şu anı" feda ediyoruz. Olmamış bir şeyi başımıza gelecek gibi kurgulamak, hiç yağmayacak bir yağmur için bugünden şemsiye açıp, güneşin tadını çıkarmayı reddetmektir.
Zihin, doğası gereği boşlukları hep en kötü senaryoyla doldurmaya meyillidir; çünkü evrimsel olarak hayatta kalmamızı buna borçluyuz. Ancak modern dünyada bu mekanizma bizi korumuyor, aksine tüketiyor.
Yarın ne getirecek bilinmez. Ama zihnimizdeki o felaket senaryolarının yönetmen koltuğundan kalkmanın vakti geldi de geçiyor. Bırakalım gelecek, kendi hikayesini kendi yazsın. Biz en azından bugün, elimizdeki sakinliğin tadını çıkaralım. Çünkü hayat, "ya olursa"lar arasında heba edilemeyecek kadar kısa.